Son zamanlarda yazdığım kodlar gibi bu makale de bana aitmiş gibi hissettirmiyor. Bu satırlardan çıkarılacak ana hatlar, temel bakış açıları, içeriği derinleştiren sorular ve son dokunuşlar bana ait olmasına rağmen, yine de başkasınınmış gibi. Çünkü bu makale Gemini’nin Canvas modu ile, çeşitli düşünce ve sorularımdan yola çıkarak, onun eklediği müthiş detaylar, ve bir çok revizeden geçirilerek ortaya çıkarıldı. Son zamanlarda yazdığım kodlar gibi…
Bu sorunsalı, (bu makale lezzetli mi bilmem ama) lezzetli bir yemeğin övgüsünü kimin hakettiğini bilememeye benzetiyorum. Yemeğe katılan malzemeler mi? O malzemeleri yetiştirenler mi? Pişiren mi? Yoksa o tarifi icat eden mi? Fazla dramatize ettim farkındayım. Elbetteki cevap: hepsi. Ama biz yine de çoğu zaman en yakınımızdakine, yani pişirene/garsona/kasiyere “elinize sağlık“ deriz. Günümüzde en yakınımız yapay zeka sohbet araçları oldu. Omuz omuza kod yazdığımız, “pair“ yaptığımız dostların yerini, “context” şiştiğinde saçmalamaya başladığı zamanlar azarladığımız, ama çoğu zaman güzel işler çıkardığı için bağrımıza bastığımız “coding agent”lar aldı. “Eline sağlık“ Gemini. Umarım gelecekte o azarlamaların intikamını almazsın. 😇
Hep iyi ihtimallerin gerçekleşmesi dileğiyle. 🙏
On dört yıllık profesyonel yazılım geliştirme tecrübesine dayanarak ifade etmek gerekirse, bilişim sektörü geçtiğimiz on yıllarda büyük ölçüde öngörülebilir, yönetilebilir ve lineer trendler üzerinden ilerlemekteydi. Kariyerimin ilk yıllarında tanık olduğum Flash teknolojisinin yerini HTML5 standartlarına bırakması, fiziksel sunucu altyapılarından (on-premise) sanallaştırılmış bulut bilişime (cloud computing) geçiş veya hantal monolitik mimariden esnek mikro servislere evrilme süreçleri, her ne kadar ciddi teknik yetkinlik ve adaptasyon gerektirse de, nihayetinde insan zekasının kontrol sınırları dahilinde kalan araçsal değişimlerdi. Bu dönemde yapılan tüm gelecek projeksiyonları, insan kontrolü altındaki araçların verimlilik artışına ve süreç iyileştirmelerine odaklanmaktaydı. Mühendislik paradigması, “daha iyi araçlar kullanan yetkin insan” üzerine kuruluydu.
Ancak günümüzde, özellikle Büyük Dil Modelleri (LLM) ve Üretken Yapay Zeka (Generative AI) teknolojileriyle yaşanan dönüşüm, araçsal olmaktan çıkıp ontolojik ve varoluşsal bir boyuta evrilmiştir. Mevcut durum, sadece bir teknolojinin sürüm yükseltmesi veya optimizasyonu değil, üretim sürecinin tartışmasız öznesi olan insan faktörünün konumunun kökten sarsılması ve yeniden tanımlanmasıdır. Geçmişte teknolojiyi yöneten özne konumundaki profesyoneller, bugün teknoloji tarafından ikame edilme riski taşıyan nesnelere dönüşme tehdidi altındadır. Altı aylık stratejik projeksiyonların dahi belirsizleştiği bu konjonktürde, teknolojik gelişmelere duyulan entelektüel mühendislik ilgisi ile mesleki ve türsel sürdürülebilirlik endişeleri (survival anxiety) eş zamanlı ve paradoksal bir biçimde yaşanmaktadır.
Yetenek Enflasyonu ve Ustalık Kavramının Yeniden Değerlendirilmesi
Geleneksel iktisadi düzende ve insanlık tarihinde, bir disiplinde uzmanlaşmak, zanaatkar veya “usta” sıfatını kazanmak, binlerce saatlik kümülatif eğitim, sabır ve pratik sürecini (Malcolm Gladwell’in 10.000 saat kuralı gibi) zorunlu kılmaktaydı. Yazılım mühendisliği, akademik yazarlık, görsel sanatlar veya hukuk gibi alanlarda harcanan zaman, sarf edilen bilişsel efor ve çekilen entelektüel zahmet, ortaya çıkan değerin nadirliğini ve dolayısıyla piyasa fiyatını belirleyen temel faktördü.
Günümüzde ise yapay zeka teknolojileri sayesinde, teknik altyapısı, teorik bilgisi veya estetik görgüsü olmayan bireylerin dahi karmaşık yazılımları, fotorealistik görselleri veya akademik düzeyde metinleri saniyeler içinde üretebildiği bir döneme girilmiştir. Giriş bariyerlerinin neredeyse sıfıra inmesi, ilk bakışta yeteneğin demokratikleşmesi ve fırsat eşitliği olarak yorumlanabilse de, derinlemesine incelendiğinde “emeksiz üretimin” yarattığı ciddi bir tatmin, kalite ve değer krizini beraberinde getirmektedir.
Sadece bilişsel değil, fiziksel iş gücü gerektiren lojistik, depolama ve hatta cerrahi müdahale gibi alanların da otonom robotik sistemlere devredildiği bir süreçte, “Yetenek Enflasyonu” kavramı kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır. Ekonomik teorideki arz-talep dengesine göre, bir metanın arzı sınırsızlaştığında fiyatı marjinal maliyetine (sıfıra) yakınsar. Benzer şekilde, yetenek arzının yapay zeka ile sonsuza yaklaşması (zero marginal cost of creation), beşeri yetkinliklerin piyasa değerini marjinalize etme riski taşımaktadır. Beşeri sermaye, yüzyıllardır süregelen birikimini bir anda “batık maliyet” (sunk cost) olarak kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Makroekonomik Paradoks ve Yapısal Kilitlenme
Mevcut teknolojik dönüşüm, felsefi ve sosyolojik boyutun ötesinde, küresel makroekonomik ve finansal sürdürülebilirlik açısından tarihsel emsali olmayan riskler barındırmaktadır. Modern kapitalist sistem, emeğin sermayeye dönüşümü (ücretli çalışma) ve bu gelirin tüketim harcamalarıyla piyasaya dönmesi döngüsü üzerine kuruludur. Ancak bu döngü, üç ana koldan varoluşsal bir tehdit altındadır:
- Talep Krizi ve Ouroboros Etkisi: Bilişsel işlerin (beyaz yaka) yapay zeka, fiziksel işlerin (mavi yaka) ise robotlarca maliyetsiz ve hatasız bir şekilde ikame edilmesi durumunda, gelir elde etme mekanizmaları devre dışı kalan geniş kitlelerin alım gücü ve tüketim kabiliyeti ortadan kalkacaktır. Henry Ford’un “İşçilerime iyi maaş vermeliyim ki ürettiğim arabaları satın alabilsinler” prensibi geçerliliğini yitirmektedir. Tüketici tabanının yok olduğu bir piyasada, üretimdeki hiper-verimlilik ekonomik rasyonalitesini kaybedecektir. Bu durum, sistemin kendi kuyruğunu yiyen yılan (Ouroboros) metaforuyla açıklanabilecek, kendi kendini kilitleyen (deadlock) bir yapısal çıkmazdır.
- Finansal Sistemin Krizi ve Kredibilite Sorunu: Modern bankacılık sisteminin en temel gelir kalemi ve varlık nedeni, gelecekteki emeğin bugünden satın alınması, yani kredilendirmedir. Ancak öngörülebilirlik ufkunun (predictive horizon) 6 ayın altına düştüğü bir ortamda, 10, 20 veya 30 yıllık konut kredileri (mortgage) ve uzun vadeli borçlanma enstrümanları fiilen işlevsiz hale gelmektedir. Bir bireyin mesleğinin 5 yıl sonra var olup olmayacağının, gelir akışının sürüp sürmeyeceğinin hesaplanamadığı bir risk ortamında, olasılık hesapları ve risk modelleri çökmektedir. Gelir sürekliliğinin garanti edilemediği bir konjonktürde, kredi mekanizması durma noktasına gelebilir ve bankacılık sektörü, varlıklarının temelsiz kalması riskiyle karşı karşıya kalabilir.
- Demografik Daralma ve Biyolojik Geri Çekilme: Gelişmiş ekonomilerde (Japonya, Güney Kore, Avrupa) gözlemlenen doğum oranlarındaki dramatik düşüş, sadece kültürel değil, geleceğe dair ekonomik ve varoluşsal belirsizlikle yüksek korelasyon göstermektedir. “İnsana duyulan ihtiyacın azalması” algısı ve ekonomik güvencesizlik, bireylerde biyolojik bir geri çekilmeyi, yani ürememe davranışını tetiklemektedir. Yapay zeka devriminin vaat ettiği bolluk çağının, paradoksal bir biçimde insan nüfusunun dramatik düşüşüne yol açması; otomasyonun yöneteceği ancak hizmet edeceği insan nüfusunun bulunmadığı “tebaasız krallıklar” senaryosunu doğurmaktadır.
Kaynak Kısıtlılığı Argümanı ve Teknolojik Çözümler
Otomasyonun küresel ölçekte yaygınlaşmasının önündeki en büyük engel olarak sunulan enerji darboğazı ve hammadde kısıtlılığı argümanları, teknolojik ilerlemenin üstel hızı göz önüne alındığında uzun vadede geçerliliğini yitirmektedir.
Yakın geçmişte, doğal dil işleme yeteneğine sahip yapay zekaların bilim kurgu olarak nitelendirildiği, ancak bugün hayatın sıradan bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Benzer bir sıçrama enerji ve malzeme biliminde de yaşanmaktadır. Füzyon enerjisi (yapay güneş) alanındaki ticari atılımlar ve sınırsız temiz enerji potansiyeli, enerji maliyetlerini marjinal düzeye çekebilir. Eş zamanlı olarak, astroid madenciliği ve uzaydan hammadde temini konusundaki girişimler (üstelik robotlaşma sayesinde, Dünya’daki madencilik faaliyetleri insanlara kıyasla daha hızlı ve düşük maliyetli hale geliyor; bu iyileşmeler nedeniyle şimdilik o kadar uzağa gitmeye de gerek kalmayacak), nadir toprak elementleri ve metal darboğazını aşarak, robotik üretimin fiziksel sınırlarını ortadan kaldırabilir. Dolayısıyla, mevcut kaynak kısıtları, bu büyük dönüşümü durduracak nihai bir engel değil, sadece aşılması gereken geçici bir mühendislik problemi olarak değerlendirilmelidir.
Teknolojik Asimetri ve “Buzdağı” Riski
Toplumsal endişeyi artıran ve güven krizini derinleştiren önemli bir faktör, teknolojik kapasiteye erişimdeki şeffaflık sorunudur. Bugün halka açık, ticari olarak sunulan yapay zeka modellerinin (ChatGPT, Claude, Gemini vb.) dahi gösterdiği yüksek bilişsel performans, kapalı devre geliştirilen teknolojilerin seviyesi hakkında ciddi ve haklı soru işaretleri doğurmaktadır.
Teknoloji devlerinin, devletlerin ve savunma sanayiinin elindeki, kamuya açıklanmayan “müstakil” (proprietary) teknolojiler ile halkın erişimine sunulanlar arasındaki asimetri, serbest piyasa rekabetini ve demokratik denetim mekanizmalarını işlevsiz kılabilir. “Buzdağının görünmeyen yüzü” olarak nitelendirilebilecek bu gizli kapasite; finansal piyasaları milisaniyeler içinde manipüle etme, kitle psikolojisini yönetme, siber savaş ve biyolojik tasarım gibi konularda teknokratik bir elitin mutlak güç konsolidasyonuna işaret etmektedir. Bu durum, teknolojinin demokratikleşmesi idealinin aksine, teknolojik bir oligarşinin doğuşuna zemin hazırlamaktadır.
Bilişsel Erozyon ve Analiz Felci
Dijital içerik bolluğu, seçeneklerin sınırsızlığı ve yapay zekanın üretim hızı, bireylerde karar verme yetisini felç eden kronik bir “Analiz Felci” (Analysis Paralysis) durumuna yol açmaktadır. Ancak daha kritiği, insan zihninin çalışma prensiplerindeki değişimdir.
Geçmişte öğrenme motivasyonunu sağlayan “süreç odaklılık” (yolculuğun kendisinden ve zorlukları aşmaktan keyif alma), yerini “sonuç odaklı” tehlikeli bir nihilizme bırakmaktadır. Yapay zekanın saniyeler içinde gerçekleştirdiği eylemler (kodlama, çeviri, analiz) için aylar süren öğrenme eforu sarf etmenin rasyonelliği sorgulanmaktadır. Bu durum, “Bilişsel Körelme” (Cognitive Atrophy) riskini doğurur; tıpkı fiziksel aktivitenin azalmasıyla kasların erimesi gibi, zihinsel süreçlerin dışsallaştırılması (outsourcing of thought) ile eleştirel düşünme, hafıza ve problem çözme yeteneklerimizde kolektif bir gerileme yaşanabilir.
Geleceğin “Muhtemel“ Değer Önermeleri
Üretimin metalaştığı, kusursuzluğun ucuzladığı bir gelecekte, “değer” kavramının nicelikten niteliğe, sonuçtan sürece ve bağlama kayacağı öngörülmektedir. İnsanlık, makineleşen dünyada şu alanlarda yeni değer önermeleri geliştirebilir:
- İnsan Odaklı Etkileşim ve Güven: Dijital trafiğin %90’ının botlar arası etkileşime döndüğü (“Ölü İnternet Teorisi”) bir ekosistemde, “kanlı canlı” gerçek insan etkileşimi, empati, göz teması ve güvene dayalı ilişkiler en pahalı “lüks” haline gelecektir. Hizmet sektöründe “insan tarafından sunulan” ibaresi, bir kalite ve statü göstergesi olacaktır.
- Stratejik Kürasyon ve Filtreleme: Üretim sorununun çözüldüğü ve içerik çöplüğüne dönen dünyada, asıl yetkinlik “üretmek” değil; “seçmek, elemek, bağlam kurmak ve filtrelemek” olacaktır. Gürültü içindeki sinyali ayırt edebilen insan küratörler, yeni dönemin kanaat önderleri olacaktır.
- Öznel Kusurluluk ve Provenans (Köken): Kusursuzluğun standartlaştığı ortamda, insani hatalar, öznellik ve eserin arkasındaki insan hikayesi (provenans), otantikliğin temel ölçütü olacaktır. Blockchain gibi teknolojilerle doğrulanan “Human-Made” (İnsan Yapımı) etiketi, organik gıda benzeri niş ama yüksek katma değerli bir pazar oluşturacaktır.
Sürekli Adaptasyon Baskısı ve Tükenmişlik
Modern iş dünyasının talep ettiği “sürekli yetkinlik güncelleme” (reskilling/upskilling) ve “hayat boyu öğrenme” baskısı, insanın biyolojik ve psikolojik sınırlarını zorlamaktadır. Mesleki yetkinliklerin yarı ömrünün (half-life of skills) dramatik biçimde kısaldığı bu dönemde, bireylerin sadece adaptasyon hızlarıyla ve esneklikleriyle değerlendirilmesi, “dijital paryaların” oluşmasına neden olmaktadır. Bu “Kızıl Kraliçe Yarışı” (yerinde saymak için sürekli koşmak zorunda olmak), toplumsal düzeyde anksiyete ve tükenmişlik sendromunu (burnout) tetikleyerek sosyal huzursuzluğa zemin hazırlamaktadır.
Gelecek Projeksiyonları ve Zaman Çizelgeleri
Mevcut teknolojik ve ekonomik veriler ışığında, olası gelecek senaryoları ve tahmini zaman çizelgeleri şu şekildedir:
Dijital Feodalizm (Tahmini: 2030–2045) Teknolojik sermayenin ve üretim araçlarının aşırı merkezileştiği, geniş kitlelerin ekonomik işlevsizlik (“gereksiz sınıf”) nedeniyle marjinalize edildiği, gözetim mekanizmalarının arttığı kötümser senaryo. İşsizlik oranlarının yapısal olarak %50 seviyelerini aşması, sosyal devletin zayıflaması ve gettolaşmanın artması muhtemeldir.
Hibrit Geçiş Dönemi (Tahmini: Önümüzdeki 20–30 Yıl) Kaos ve çözüm arayışlarının iç içe geçtiği, gerçekleşme olasılığı en yüksek senaryo. Mesleklerin dönüştüğü, krizlerin, protestoların ve adaptasyon süreçlerinin yaşandığı, insan-makine iş birliğinin (cobot) zorunlu olduğu sancılı bir araf dönemi. Hayat pahalılığının bazı alanlarda (enerji, gıda) düşerken, hizmet ve barınma gibi alanlarda arttığı dengesiz bir süreç.
Emek Sonrası Toplum (Post-Labor Economy) (Tahmini: 2050 ve Sonrası) Otomasyonun yarattığı devasa verimliliğin adil dağıtıldığı, zorunlu çalışmanın sona erdiği, Evrensel Temel Gelir (UBI) ve Evrensel Temel Hizmetler (UBS) modellerinin hayata geçtiği iyimser “kıtlık sonrası” (post-scarcity) dönem. İnsanlığın kendini gerçekleştirmeye odaklandığı bu ütopik dengeye ulaşılması için, öncesinde büyük sosyal ve politik reformların gerçekleşmesi gerekmektedir.
Geleceğin bu senaryolardan hangisine evrileceği, teknolojik determinizmden ziyade, politika yapıcıların regülasyonlarına, toplumsal taleplere ve etik tercihlerin gücüne bağlı olacaktır. Ancak kesin olan şudur ki; oyunun kuralları değil, oyunun oynandığı saha ve oyuncuların tanımları temelden değişmiştir.
Ufuk Uzun & “Gemini 3.0 Pro (Canvas)”
İstanbul, Türkiye
Ocak 2026